Sizi topraktan yarattık;
oraya döndüreceğiz ve oradan tekrar sizi çıkaracağız.
Tâ Hâ, 55
HADİS-İ ŞERİF
"Kişi,
dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost
olacağına dikkat etsin!"
Ebû Hureyre
radıyallahu anh.
Ebû Dâvud.
"Kabrimi
bayram yerine çevirmeyin. Bana salât getirin. Getirdiğiniz salât nerede
olursanız olun bana ulaşır."
(Ebu Davud: 2/218)
" Ve Bana
ibadet edin, işte dosdoğru yol budur. Dünya ve ahiret saadeti Allah'a kulluk
yapılmaya bağlıdır. Çünkü yaradılışımızın gayesi Allah'ı tanımak ve ancak
O'na ibadet etmektir."
(Yasin suresi:61)
Ey inananlar!
Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin.
Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar.
Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır.
Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
İstiklâl
Marşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Milli marşıdır.
Marşın sözlerini Mehmet Akif ERSOY yazmış, bestesini
Zeki ÜNGÖR yapmıştır.
Türk Kurtuluş Savaşı'nın en çetin döneminde, bir millî
marşa duyulan gereksinmeyi göz önüne alan Milli Eğitim
Bakanlığı, 1921yılında bunun için bir şiir yarışması
düzenledi. Yarışmaya 724 şiir gönderildi. Kazanacak
şiire para ödülü konduğu için başlangıçta Mehmet Akif
katılmak istemedi. Ama millî eğitim bakanı Hamdullah
Suphi'nin (TANRIÖVER) ısrarı üzerine, ödülsüz olmak
şartıyla o da şiirini gönderdi.
Yapılan seçim sonunda, Mehmet Akif'in 20 Şubat 1921'de
yazdığı "Kahraman Ordumuza" sungusunu taşıyan şiiri 12
Mart 1921 günü büyük çoğunlukla TBMM'nce İstiklâl Marşı
kabul edildi. Aynı yıl bir de beste yarışması açıldı,
ama kesin bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Millî
Eğitim Bakanlığı'nca Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın (1867–1935)
bestesi uygun görülerek okullara duyuruldu. 1924'ten
1930'a kadar marş bu beste ile çalındı. O yıl bunun
yerini, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki ÜNGÖR'ün
1922'de hazırladığı bugünkü beste aldı.
Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı'nda, Kurtuluş
Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin
yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun
bağımsızlığa, hakka, yurduna ve dinine bağlılığını dile
getirir. Şiirin bütünü, dörtlükler halinde yazılmış kırk
bir dizedir. Sonuncu bölük beş dize.
İstiklal Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddım var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilâhî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
İSRAİLİ, AMERİKAYI VE
AVRUPA BİRLİĞİ'Nİ KINAYALIM.
BU ÜLKELERİN
MALLARINI MÜMKÜN OLDUKÇA KULLANMAYALIM.
ÇÜNKÜ BİZDEN ALDIKLARI
PARALAR KARDEŞLERİMİZE KARŞI KULLANILAN BİR KURŞUN OLUYOR
Ey inananlar!
Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin.
Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar.
Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır.
Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
(Maide
Suresi 51)
Ebu
Sâid el-Hudri radıyallahü anh der ki:
Peygamberimizin sallallâhü aleyhi ve
sellem şöyle buyurduğunu duydum:
Herhangi biriniz kötülük
görürse onu eli ile değiştirsin; yapamazsa dili ile, bunuda
yapamazsa kalbi ile buğuz etsin, sonuncu tavır imanın en zayıf
şeklidir.