MİRAÇ GECESİ -29 TEMMUZ 2008 SALI

TÜM MÜSLÜMANLARA MÜBAREK OLSUN
Kandiliniz Mübarek Olsun  29 Temmuz  2008
Bu Mübarek Geceyi  Nasıl İhya Edeceğiz?


 

"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir."
 
(İsra :1)

Mirac Gecesi, Recep ayının 27. gecesidir. Mirac mucizesi, hicretten bir buçuk yıl önce, 621 yılı başlarında vuku bulmuştur. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır.  İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.v)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis-i şerifde ayrıntılı biçimde anlatılır.

 
Hadis kitaplarında  rivayet edildiği üzere:

Hz. Peygamber (s.a.v) Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını gördü, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah'ın melekût âleminden bir çok acaib şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.
 
Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp dinden çıktı. Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular.
 


Ebu Bekir;

"Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi.

Onlar:

"Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler.

O da:

 

"Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.

Kureyşliler içinde Beytü'l-Makdis'i o zamanki haliyle bilenler vardı. Bunlar, onun vasıfları ve durumuyla ilgili sorular sordular, tanımlamasını istediler. Derhal Hz. Peygambere Beytü'l-Makdis gösterildi. Bunun üzerine ona bakıp anlatıyordu.

"Gerçi Beytül-Makdis'i tanımlamada isabet etti." dediler.

Sonra:

"Haydi bakalım bizim kervandan haber ver, o bizce daha önemlidir, onlardan bir şeyle karşılaştın mı?" dediler.
 
Peygamber (s.a.v)

"Evet, falancanın kervanlarıyla karşılaştım, Revhâ'da idi. Bir deve kaybetmişler arıyorlardı. Yüklerinde bir su kadehi vardı. Susadım onu alıp su içtim ve yine eskiden olduğu gibi yerine koydum. Geldiklerinde sorun bakalım kadehte suyu bulmuşlar mı?" buyurdu.

"Bu da diğer bir alâmettir" dediler. Sonra sayıların, yüklerini ve görünüşlerini sordular.

Bu defa da kervan olduğu gibi Hz. Peygambere gösterildi ve sorduklarının hepsine cevap verdi ve buyurdu ki:
 

"İçlerinde falan ve falan önde, boz renkte bir deve üzerinde dikilmiş iki harar olduğu halde falan gün güneşin doğması ile beraber gelirler".

Bunun üzerine:

"Bu da diğer bir âyettir" dediler ve o gün hızla Seniyye'ye doğru çıktılar. Güneş ne zaman doğacak da onu yalancı çıkaracağız diye bakıyorlardı. Derken içlerinden birisi:

"Güneş doğdu!" diye haykırdı. Diğer birisi de:

"İşte kervan geliyor, önünde boz bir deve ve içlerinde falan ve falan da var, tıpkı (Hz. Muhammed'in) dediği gibi" dedi. Böyle olduğu halde yine iman etmediler de:

"Bu apaçık bir büyüdür." dediler.

Bazıları göğe yükselmenin de "Burak" üzerinde meydana geldiğini söylemişler ise de gerçek olan şudur: Mescid-i Aksâ'ya kadar İsrâ (gece yolculuğu) Burak ile olmuş. Ondan sonra Mirac, asansör kurulmuştur.

Ebu Sa'îd-i Hudrî'den rivayet olunduğu üzere Resulullah buyurmuştur ki:

"Beytü'l-Mak-dis'te olanları bitirdiğim zaman Mirac getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Ve o, odur ki, ölünüz can çekişme vaktinde gözlerini ona diker. Arkadaşım, beni, onun içinde kapılardan bir kapıya ulaşıncaya kadar çıkardı ki, ona "Koruyucu melekler kapısı" denir. Koruyucular kapısı, gök koruyucularının beklediği dünya göğü kapısıdır.

 

 

Nitekim bu konuda : "
Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk" buyurulmuştu.

 
(Hicr, 15/17)
 

 

Ve Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır:
 

"Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir. Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi.

"O kimdir?" denildi.
 

"Cibril" dedi.
 

"Yanındaki kim?" denildi.
 

"Muhammed" dedi.
 

"Öyle mi?
 

O Peygamber olarak gönderildi mi?" denildi.
 

O, "evet" dedi.
 

Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var.

 

"Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu:

 
"Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkar edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin:

 
"Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını Kendisi'nden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür."
 


(Müddessir, 74/31)

 


 


 

e buyurdu ki:

Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor.

"Ey Cibril! bu kim?" dedim.

"Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti
 

"Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi.

Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu.

"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.

O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi.

Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor.
 "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim.

"Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi.

Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar.

"Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim.

O:

"Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler."

Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
 


"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim...

Dedi ki:

"Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir".


Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış.

"Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O:

 "Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi.

Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum. Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi.

Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler.


Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, hoşgeldin dedi.
Nitekim yüce Allah:
 

"Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur.
 

Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, hoşgeldin dedi.
 

Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki:
 

"İnsanlar beni "Allah katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "

Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı.

"Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine bana denildi ki:

"İşte senin yerin ve ümmetinin yeri."
 

Sonra Resulullah,
 

 

"Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır."
(Al-i İmran, 68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki:
 

 
"Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu.

"Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O:


 

"Şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var.

Namaz Emri

 
Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa'ya uğradım.

"Rabbin ne emretti?" dedi.
 

 

"Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim.
 

 

O:
 

"Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi.
 

Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı.
 

Musa, yine:
 

"Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi.

 

Ben:
 

"Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim.
 

Bunun üzerine bana denildi ki:
 

"Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."
 

MİRAC GECESİNİ NASIL İHYA EDELİM?

 

1- Mîrac gecesinde,mutlaka bir camide olun! Çünkü camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var... Camide kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer mescid ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise elli kat sevaplı... Bir de camiye giderken, gelirken attığın her adımdan insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor.

 

O’nun için Mîrac gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü Hz. Osman (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:

 

“Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir.” 
 

 

Bu mükâfatı kaçırmamak lâzım!

 

2- Geceyi oruçlu olarak karşılayalım ve ertesi günü de, yani Receb ayının 26 ve 27. günlerini oruç tutalım.
 

 

Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz buyuruyor:
 

 

“Recep ayında bir gün ve gece vardır ki Receb’in 27. gecesidir. Kim o gün oruç tutar ve geceyi ibadetle geçirirse yüz sene oruç tutmuş ve yüz sene ibadet yapmış gibi olur”
 

 

3- Salat ü selâm okuyalım.. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih, salat ü selâm okumalıyız. Can ü gönülden, “Es-salatü ve’s-selamü aleyke ya Resûlellah” demeliyiz.

4- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih “Estağfirullah” demeliyiz.

 
5- Namaz kılalım.. Bu geceyi namaz kılarak ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Mîrac gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Kaza namazı bulunan kimseler, bu namazlarını kaza etmeye çalışmalıdırlar.

Üzerinde namaz borcu olan kimsenin bu gecede hiç olmazsa bir günlük namaz kaza etmesi uygun olur. Böylece hem borcunu öder hem de geceyi ihya etmiş olur.
 
atsı namazından sonra 12 rek'at "Hacet namazı" kılınır. 
 


 

Beher rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 10 İhlâs-ı şerîf okunur.
 


 


 
Bismil -lâ-hir- Rahmân-ir'Rahıym.
El-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn.
Er'Rahmânir-Rahiym.
Mâliki Yevmiddiyn.
Iyyâake-nâbüdü ve iyyâakenesteiyn

İhdinassırâtal-müstekıym.
Sıraatalleziyne-en'amte aleyhim, gayril mağdubi aleyhim ve leddâlliyn.
Amin.
  

 

 
Kul hüvellâahü ehad
Ellâahüs samed
Lem yelid ve lem yüüled
Velem yeküllehüü küfüven ehad
 


 

Namaza niyet: 

 
"Yâ Rabbî, rızâ-i şerîfin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili habîbin Resûl-i Zîşan Efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-i ilâhîne mazhar eyle, Allâhü Ekber."
 

Namazdan sonra:

4 Fâtiha-i şerîfe, 

100 defa:

 
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym
 

100 İstiğfâr-ı şerîf, 

100 Salevât- şerîfe okunup duâ yapılır.

 
Bu namazda, İhlâs-ı şerîfeler 100'er adet okunursa veya bu namaz 100 rek'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü'min huzûr-i ilâhîye namaz borçlusu olarak çıkmaz.

 
Mi'rac gecesinden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır.

 
Namaz borcu olanların hiç olmazsa 1 günlük namazlarını kaza etmeleri makbul olsa gerekir.
 
Günahlardan arınma mevsimi: ÜÇ AYLAR (2) www.milligazete.com.tr

 

Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
13.07.2008
Receb tevbe ayıdır, kullar tevbe eder. ALLAH da Receb ayında kullarının tevbesini kabul eder. Onları affeder, günahlarını bağışlar, amel defteri bembeyaz olur. Şaban, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin benim ayım dediği bir ay... Tabii biz de, Şaban ayında Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hazretlerine bağlılığımızı, sünnet-i seniyyesine ittibâmızı, O’na salât ü selâmımızı çok yaparak, Şaban ayını da ibadetle tâatle geçirmeğe gayret etmemiz gerekir.

Ramazan da bizim, Ümmet-i Muhammed’in ayıdır. Ramazanda da gayretimizi son noktaya getirerek, bu aylarda başlamış olduğumuz güzel çalışmanın sonucunu, ekimin hasadını almalıyız. Demek ki, bütün bu rivayetlere topluca baktığımız zaman, bu üç aylık devre içinde insanın Cenâb-ı Hakk’ın sevdiği yola girmesi, tevbe edip ibadetlere başlaması, iyi bir Müslüman olarak yaşaması, oruçlarla nefsini ıslah edip, iradesini kuvvetlendirip içini dışını temizlemesi, sevabları kazanması, mübarek bir hayat yaşaması; Ramazan’a girince de, bunları arttırıp en son büyük mükâfata erip, dünyada da ahirette de bayrama ulaşması planlanmış oluyor. Kullara bir imkân ve fırsat olarak bahşedilmiş oluyor.

Receb ve Şaban ayları, rahmet ayı olan Ramazan’ı karşılayan aylar olup Ramazan ayının müjdecisidir. Dinimizde ayrı bir değeri olan üç ayların, kişide insanî özelliklerin olgunlaşmasında ve iradenin kontrol altına alınmasında rolü büyüktür. Zira Receb ve Şaban aylarının feyzinden ve bu aylarda bulunan Regaib, Mirac ve Berat gecelerinin rahmetinden istifade yolunu tutan bir kişi Ramazan ayında ise her türlü kötülükten kendini uzak tutar ve insanî vasıflarının artmasına gayret eder. Nihayet Kadir Gecesinde yapacağı ibadet ve tevbe ile manevî hazza ulaşır.

Bu ayların diğer bir özelliği; yukarıda da işaret edildiği gibi, mü’minleri her çeşit kir, pas ve günahlardan uzaklaştıran, fazileti büyük, rahmeti bol, mağfireti geniş ve bereketi sınırsız olan dinimizdeki beş mübarek geceden dördünün bu aylar içinde olmasıdır. Bu beş geceden:

Birincisi: Mevlid Gecesi’dir ki, Rebiulevvel ayının 12. gecesidir. İslâm’ın Yüce Peygamberi, bütün beşeriyetin hidayet ve fazilet rehberi olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz dünyaya bu gece teşrif etmişlerdir.

İkincisi: Receb ayının ilk Cuma gecesine tesadüf eden Regaib Gecesidir. Bu gece; bir rivayete göre yüce Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Hazretlerinin dünyaya teşriflerine vesile olan ve Peygamberlik nurunun Hz. Âmine’ye intikal ettiği bir gecedir. Regaib Kandili, Yüce ALLAH’ın af ve mağfiretinin istendiği, umut, huzur ve ilahî müjdelerle dolu bir gecedir. Yine bu gece; Mirac, Berat ve bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesinin müjdecisidir.

Üçüncüsü: Receb ayının yirmiyedinci gecesi, Mirac Gecesidir. Bu gece, âlemlerin rahmetçisi, mü’minlerin şefaatçisi o yüce Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin “Mirac Mu’cizesi’nin” tahakkuk ettiği, Yaradan’ın Cemâl-i bâ kemâliyle müşerref olduğu, Cenâb-ı zülcelâl Hazretlerinden biz ümmetlerinin afvını dilediği bir gecedir.

Dördüncüsü: Şaban ayının onbeşinci gecesi, Berat Gecesidir. Bu gece, Cenâb-ı Hakk’ın; tevbe eden Muhammed ümmetinin günahlarını affederek, mağfiret beratlarını verdiği bir gecedir.

Beşincisi: Ramazan ayının yirmiyedinci gecesi Kadir Gecesi’dir. Bu gecenin, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha faziletli olduğu, ALLAH Teâlâ tarafından haber verilmiştir.

Bu mübarek gecelerde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Cenab-ı Hakk’tan bazı ihsanlara nail olmuştur. Bizler de O’nun hatırasını yadetmek için bu geceleri kutluyoruz ve umuyoruz ki Cenab-ı Hakk bu gecelerin şerefine, rahmetin sağanak sağanak yağdığı bu bereketli anlarda bizi ilahî hayırlardan mahrum bırakmaz.

MİRAC GECESİ YAZILARI -MEHMET TALU HOCA-MİLLİ GAZETE

Mîrac Gecesi
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
20.07.2008
29 Temmuz Salı gününü 30 Temmuz Çarşamba gününe bağlayan gece Receb-i Şerif ayının 27. Gecesi olup Mîrac Gecesi’dir. Yüce Rabbimizin lütuf ve keremi ile pek şerefli ve mübarek olan bu geceyi idrak etmiş bulunuyoruz. Kudsiyetiyle gönüllerimize feyiz ve bereket bahşeden Mîrac kandilini tekrar idrak etmenin sevinç ve mutluluğunu yaşamaktayız. Yüce Rabbimize sonsuz şükürler ve hamd ü senalar olsun. Mîrac Kandili Müslümanların, sınırsız af ve merhamet sahibi olan Yüce ALLAH’a sığınarak günahlardan arındıkları, ilahi lütuf ve bereketlere eriştikleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir.

Mîrac Gecesi, bütün İslâm âleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden birisidir. Hiç şüphe yok ki vakitler aslında birbirine eşittir. Bir vakit diğer bir vakitten kendiliğinden üstün olamaz. Öyleyse bir vaktin diğer vakitlerden daha şerefli ve faziletli olması mutlaka o vakitte meydana gelen bir yüce işten ve mübarek bir olaydan kaynaklanmaktadır. Zaman ve mekanlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar. Mîrac gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Mîrac Gecesi’ni, bu derece yücelten husus: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin en büyük mucizelerinden biri olan İsra ve Mîrac mucizesinin bu gecede gerçekleşmiş olmasıdır. İsra ve Mîrac, insanlığın kurtuluşu için gönderilen Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, ALLAH Teâlâ’nın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa etmesi için yaptırılan mukaddes ve manevi bir yolculuktur. Birçok hikmet ve ilahi sırları bünyesinde barındıran bu gece, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz güç ve kuvvetinin gösterilmesi için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize ALLAH Teâlâ tarafından yaptırılan, zamana ve mekana anlam kazandıran İsra ve Mîrac, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz için ALLAH Teâlâ’nın inayet ve desteğine mazhar olarak moral kazanma anlamını taşırken o günkü Müslümanların Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize bağlılığını ve ALLAH Teâlâ’ya inancını pekiştiren bir imtihan olmuştur.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, ALLAH Teâlâ’nın huzuruna kabul edilişini temsil eden İsra ve Mîrac mucizesi bizlere, insanın, ilahi rızaya ve desteğe ulaştığında akıl ve idraki zorlayan derecede nice üst derecelere ulaşabileceğini gösterdiği gibi, mana aleminde yükselip ilahi rahmet ve huzura erişmenin, öncelikle gönül ve ruh temizliğinden, ahlaki erdemlere yükselişten, her şeyin sahibi olan Yüce ALLAH’a bağlılık ve boyun eğmeden geçtiğini de hatırlatmaktadır. Kelime anlamıyla “gece yolculuğu” manasına gelen İsra ve “yükselmek, yükseğe çıkmak, yükselmeyi sağlayan vasıta” anlamlarına gelen Mîrac; alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, Mekke döneminde bir gece, Yüce Yaratanın sonsuz kudretinin eserlerini temaşa etmesi için önce Mescid-i Aksa’ya, oradan da semaya yaptırılan hikmet yüklü yolculuğu ifade eder.

Bu sebeple sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin hicretten onsekiz ay önce, bir kısım ayetlerini göstermek için şanı yüce ALLAH tarafından, bir gece Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram’dan, çevresi mübarek kılınmış olan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesi, oradan da fiziki zaman ve mekan boyutlarının aşıldığı bir yükselişe ulaştırılması kutlu hadisesinin yaşandığı İsra ve Mîrac mûcizesinin yıldönümü olan bu gecenin, müminler açısından önemi çok büyüktür. Bu mübarek gece her yıl, İslâm dünyasının dört bir tarafında derin bir huşu ve hürmet ile karşılanır ve uğurlanır. İslâm aleminin saadet ve selâmeti, mü’minlerin mağfiret-i ilâhiyyeye nail olmaları için bu mübarek gecede milyonlarca Müslümanın elleri semaya açılır. Mü’minler, içtenlikle yüce ALLAH’a yönelirler, affedilme ümitleri canlanır ve Cenab-ı Hak’tan feyizi, rahmeti ve affedilmeyi büyük bir heyecanla gönülden arzu ederler.

Mîrac Gecesi (2)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
21.07.2008
Camilerimiz, mescidlerimiz bu gece, sabaha kadar üstlerine gökten yağan nurlar ile, kendilerini dolduran Müslümanlardan taşan nurlar arasında parıldar durur. Bu gecede camilerimizi kubbelerine kadar dolduran dualar bütün bir yıl ümmet-i Muhammed üzerinde ilahî bir rahmet olur. Bu gece, camilerimizde, mescidlerimizde tan ağarıncaya kadar Kur’an-ı Kerîm okunur, dinlenir, namaz kılınmak ve dua-niyaz yapılmak suretiyle ihya edilir. Bu mübarek gecenin hepimiz ve bütün İslâm alemi için maddî ve manevî hayırlara bereketlere ve afv ü mağfirete nail olmamıza vesile olmasını Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederiz. Ve bilhassa idrak ettiğimiz bu mübarek gecenin; çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, ümitsiz, karamsar, günleri gafletle geçen kimselere gerçek manada maddi ve manevi bir kandil olması için dua ve niyaz ediyoruz.

Cenâb-ı Hakk’ın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize en büyük ihsanı olan İsra ve Mîrac hadisesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicretlerinden 18 ay önce, Receb ayının 27. Gecesi vuku bulmuştu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin büyük mû’cizelerinden biri olmak üzere, Cenâb-ı Hakk’ın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi gecenin çok az bir kısmında Mekke-i Mükerreme’deki Mescid-i Haram’dan alıp Kudüs-ü Şerif’teki Mescid-i Aksa’ya kadar götürmesine “İsra” denir ki: “Kulu Hz. Muhammed’i, bir gece Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksa’ya kadar götüren ALLAH her türlü noksanlıklardan münezzehtir. O Mescid-i Aksa ki, biz O’nun etrafına feyz ve bereket verdik, etrafını mübarek kıldık. Bu gece yolculuğunu, O’na bizim kudret ve azametimize delâlet eden ayetlerimizden, nice şaşkınlık verici şeylerden bazısını gösterelim diye yaptırdık. Muhakkak ki O, evet sadece O, her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi de hakkıyla görücüdür.” (İsra sûresi:1) ayet-i kerimesi, sahih hadis-i şerif ve icma-ı ümmet ile sabittir. Bu sebeple inkarı küfrü gerektirir, yani bunu inkâr eden kafir olur. Mescid-i Aksa’dan göklere, ondan sonra da Cenâb-ı Hakk’ın dilediği alay-ı illiyyine çıkartılmasına “Mîrac” denir ki, o da ayet-i kerime, sahih-i hadis-i şerif ve icma-ı ümmet ile sabittir. Ancak Mîrac’ın tafsilatı meşhûr hadis-i şerif ile sabittir. Binaenaleyh Mîrac’ın aslını inkâr eden kâfir olur. Fakat tafsilatını inkâr eden bid’atçı olur. Yani şeriatın hükmüne muhalefet etmiş olur. İsra ve Mîrac hadisesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz uyanıkken, şahsı yani hem mübarek vücudu ve hem de ruhu ile olmuştur. Rüyada veya sadece ruhu ile olmamıştır. Eğer böyle olsaydı, Mekke müşrikleri ve hatta imanı zayıf bir kısım Müslümanlar tarafından inkâr edilmezdi. (Taftazani, Şerh-i Akaid:174, Aliyyü’l-Kâri, Şerhü’l-Emali:20, Sırrı Giridi, Nakdü’l-Kelâm fi Akaidi’l-İslâm, 306-310.)

Zulmün ve adaletsizliğin hükmettiği, inanan yüreklerin acıyla burkulduğu yıllardı. Müşrikler göz ve gönül aydınlığı olarak gönderilen son elçiyi yalanlıyorlar, O’na inanmış bir avuç mü’mini hor ve hakir görüyorlardı.

Cenâb-ı Hakk’ın şan ve şerefini yüceltip iki cihanın güneşi yaptığı Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin mübarek gönlü üzüntülüydü. İnsanlar bir azgın canavar gibi ışığa, iyiliğe, fazilet ve yüceliğe düşman, İslâm’a ve O’nun emirlerine karşı, ALLAH Teâlâ’ya ve gücüne isyanla doluydu. Gözleri kör, kulakları sağır beşeriyet; kutsal tebliği reddediyor, son Peygamberi ve ilahi vahyi yalanlıyordu. İşte İsra ve Mîrac mu’cizesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kendini en yalnız ve en üzgün hissettiği böyle bir devrede olmuştur. O’nun bu üzüntüsü, ilahi yardımdan ümitsizliğinden değildi. O’nun üzüntüsü, amcası Ebû Talib’i, sevgili eşi ve en yakın destekçisi Hz. Hatice (R.Anha)yı kaybetmiş olmasındandı.

Bununla birlikte müşrikler tarafından Müslümanlara uygulanan baskı henüz kalkmamış, Müslümanların bir kısmı, müşriklerin zulümlerine dayanamayıp Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin izni ile Habeşistan’a göç etmişler ve bunların hepsinden önemlisi, onbir yılı aşkın hak mücadelesine rağmen Müslümanların sayısı istenilen dereceye ulaşamamış ve kâfirler çoğunluğu teşkil ediyordu.

Mîrac Gecesi (3)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
23.07.2008
Yatsı vakti sıralarında bu olup bitenlerin muhasebesi içinde Harem-i Şerif’in duvarına yaslanmış bir vaziyette uykuya dalan Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönlünü almak ve O’nu teselli etmek için Receb ayının 27. Gecesi’nde Yüce ALLAH, Cebrail’e şöyle emretti:

- Cennetten Burak denen biniti al, Habibime git! O’nu hoş bir şekilde uyandır ve ALLAH Teâlâ kimseye nasip etmediği şerefi sana nasip etti, seni huzuruna davet ediyor, de! Bu ilâhi emri alan Cebrail (A.S.) derhal Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize geldi:

- Ey ALLAH’ın Sevgilisi, Peygamber! Kalk! Esirgeyici ve bağışlayıcı olan Rabbin seni huzuruna davet ediyor, dedi. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin heyecanı büyüdü. ALLAH Teâlâ, O’nu kendi katına çağırıyordu. Bundan ötesini Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin mübarek hadis-i şeriflerinden okuyalım: Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz İsra ve Mîrac olayını ashabına şöyle anlatmıştır: Ben Hatîm’de yatmış bulunduğum sırada, bana Cebrail (A.S.) geldi de; göğsümü uzunlamasına, şuradan şuraya kadar yardı ve kalbimi çıkardı. Sonra bana içi iman dolu altından bir tas getirildi. Kalbim yıkandı. Sonra içine iman, ilim-hikmet dolduruldu. Sonra eski haline iade olundu. (Bu ameliye, meleki nurların galebesi, tabiat ateşinin söndürülmesi, vücudunun zat-ı âlâ’dan üzerine inecek olan feyizleri kabüle hazır hale getirilmesi için yapılmıştır.)  Daha sonra bana katırdan küçük, merkebden büyük beyaz bir binit Burak getirildi. O, adımını, gözünün erişebildiği yerin en sonuna atardı. Burak’a, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizden önceki Peygamber-ler de binmişlerdi. Nitekim Hz. İbrahim (A.S.) da, ona binip önüne Hz. İsmail (A.S.)ı, terkisine de Hz. Hacer’i bindirerek Mekke-i Mükerreme’ye getirmişti. Hz. İbrahim (A.S.), Beyt-i Haram’ı, ziyaret için O’nun üzerinde gelir giderdi. Burak’a, Burak ismi; ya rengi son derece parlak oluşundan, ya da hızlı gidişi Berk (şimşeğ)i, andırışından dolayı verilmişti. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz; Burak’a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize karşı hırçınlaştı. Cebrail (A.S.) elini, O’nun yelesinin üzerine koyup:

- Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun? Sen, bunu Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize mi yapıyorsun?! Ey Burak! VALLAHi, ALLAH Teâlâ’nın, Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimizden önceki kullarından ALLAH Teâlâ katında, bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir! Sakin ol! deyince Burak utandı, ter döktü. Uysallaşıp sakinleşti. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, O’nun üzerine bindi.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizle Cebrail (A.S.) birbirlerini bırakmaksızın Mescid-i Aksa’ya doğru yollandılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mescid-i Aksa’ya yürütülmesi, oranın ALLAH Teâlâ’nın nişanelerinin zuhur ettiği bir yer, Mele-i âlâ sakinlerinin himmetlerinin tealluk ettiği, peygamberlerin bakışlarının odak noktası olduğu bir mekân olmasındandır. Bu haliyle orası melekut alemine açılan bir pencere mahiyetindedir. Bir müddet gittikten sonra, Cebrail (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- İn de namaz kıl! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz indi ve orada namaz kıldı. Cebrail (A.S.):

- Sen, nerede namaz kıldın biliyor musun? Sen Taybe (Medine)de namaz kıldın! Oraya da hicret edeceksin! dedi. Sonra gittiler. Cebrail (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- İn de namaz kıl! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz inip orada namaz kıldı. Cebrail (A.S.):

- Sen nerede namaz kıldın biliyor musun? Sen Tûr-i Sina’da namaz kıldın! Yüce ALLAH, Hz.Musa (A.S.) ile orada konuşmuştu dedi.

Nihayet Beytülmakdis’e ulaşıldı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz orada, Burak’ı kendisinden önceki Peygamberlerin  bağlaya geldikleri halkaya bağladı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mescid-i Aksa’ya girdi. İçlerinde Hz.İbrahim, Hz.Musa ve Hz.İsa Aleyhimüs-selamların da bulunduğu bazı peygamberler, orada Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz için toplanmış bulunuyorlardı. Cebrâil (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi ileri sürdü. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz onlara imam oldu. Orada, iki rekat namaz kıldı, kıldırdı.

Mîrac Gecesi (4)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
24.07.2008
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize iki kap getirildi ki, kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.

- Bunlardan hangisini istersen al! denildi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz onlara baktı. Şarabı bırakıp sütü seçti, aldı, içti. Cebrail (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Sen, fıtrat’ı seçtin! Fıtrat’a isabet ettin! Fıtrat’a, yöneltildin! Hamd olsun ALLAH’a ki, seni fıtrat’a yöneltti. Eğer sen şarabı almış olaydın, senden sonra ümmetin azardı. Sütü tercih etmekle, sen de fıtrat’a yöneltildin, ümmetin de fıtrat’a yöneltildi. Şarap size haram kılındı, dedi.

Cebrâil (A.S.); Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi Beytü’l-Makdis’deki Sahre’nin üzerine çıkardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bakınca orada; tabanı Sahre’de, tepesi semâda, Meleklerin inip çıktıkları, bakanların ondan daha güzel bir şeye bakmadıkları bir Mi’râc’ın kurulu olduğunu gördü. Şöyle buyurdular:

- Beytülmakdis’te olanlardan boşaldıktan sonra Mîrac’a götürüldüm. Ben şimdiye kadar ondan daha güzel bir şey görmedim. O, öyle bir şeydir ki, ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker. Adem oğullarının ruhları, göklere O’nun üzerinde çıkarılır. Arkadaşım Cebrail (A.S.), beni kanadının üstüne koydu, ona yükseltti. Gök kapılarından Hafaza Kapısı diye anılan kapıya kadar çıkardı.

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Sidretülmünteha’ya kadar göklere yükselişi hep bu Mîrac ile olmuştur. Dünya semasına varılınca, Cebrail (A.S.) o göğün kapısını çaldı. Bekçisi olan meleğe:

- Aç! dedi.

- Kimdir o? Sen, kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Yanımda Hz.Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O’na Mîrac için davet gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Evet! Gönderildi! dedi.

Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda bir takım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zat ile karşılaştılar. Cebrail (A.S.), Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Selâm ver O’na! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selâm verdi. O da, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selamını aldı ve:

- Hoş geldin safa geldin Salih Peygamber! Salih oğlum! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Cebrail (A.S.)a:

- Kim bu? diye sordu. Cebrail (A.S.):

- Bu, Atan Hz.Adem (A.S.)dır! Sağında ve solunda olan şu karaltılar da, O’nun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan sağında olanlar cennetlik, solunda olan karaltılar da cehennemliktir! Sağına bakınca, güler; soluna bakınca da, ağlar! dedi. Sonra ikinci kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.), o göğün kapısını çaldı. Bekçisine:

- Aç! dedi.

- Kimdir o? Sen, kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im! dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Hz.Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O, Mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Evet!” deyince, göğün kapısı açıldı.

İkinci semada, teyzeoğulları olan Hz.İsa (A.S.) ve Hz.Yahya (A.S.) ile karşılaştılar. Cebrail (A.S.):

- Bunlar, Yahya ve İsa Aleyhimesselamlardır. Selam ver Onlara! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. Onlar da, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selamını aldılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Hoş geldin, safa geldin Salih Kardeş! Salih Peygamber! dediler ve hayır dua ettiler.

Mîrac Gecesi (5)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
25.07.2008
Hz.İsa (A.S.) orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar beyaz benizli, düz saçlı ve yüzü, çok benli idi. Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.), göğün kapısını çaldı. Göğün Bekçisine:

- Aç! dedi.

- Sen, kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im! dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O, Mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Gönderildi! dedi. Kapı açılınca, kendisine, güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf (A.S.)la karşılaştılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

- Ey Cebrail! Kim bu? diye sordu. Cebrail (A.S.):

- Bu, senin kardeşin Hz.Yusuf (A.S.)dır. Selam ver O’na! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. O da Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selamını aldıktan sonra:

- Hoş geldin! Safa geldin! Salih Kardeş! Salih Peygamber! dedi. Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.) göğün kapısını çaldı.

- Sen, kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im! dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu Cebrail (A.S.):

- Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O Mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Gönderildi! dedi. Gök kapısı açılınca, orada İdris (A.S.)la karşılaştılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Cebrail (A.S.)a;

- Kim bu? diye sordu. Cebrail (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

 - Bu, İdris (A.S.)dır. Selam ver O’na! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. O da Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selâmını aldıktan sonra, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Hoş geldin! Safa geldin! Salih Kardeş! Salih Peygamber! dedi ve hayır dua etti. Bundan sonra beşinci kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.), göğün kapısını çaldı.

- Sen kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im! dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Gönderildi! dedi.

Gök kapışı açılınca, orada Hz.Harun (A.S.)la karşılaştılar. Kendisi genç olduğu halde, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece de güzel yüzlü idi.

- Ey Cebrâil! Kim bu? diye sordu. Cebrail (A.S.):

- Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Hz.Harun (A.S.)dır. Selam ver O’na dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. O da Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selâmını aldıktan sonra, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Hoş geldin! Safa geldin! Salih Kardeş! Salih Peygamber! dedi. Hayır dua etti. Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.), göğün kapısını çaldı.

- Sen kimsin? denildi. Cebrail (A.S.):

- Cebrail’im! dedi.

- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Muhammed (S.A.V.) var! dedi.

- O, Mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.):

- Gönderildi! dedi. Göğün kapısı açılınca orada Hz. Musa (A.S.) ile karşılaştılar. Hz. Musa (A.S.) uzun boylu, esmer tenli, yüksek burunlu, kulaklarına kadar uzanan düz saçlı, hafif etli idi. Sanki Şenue kabilesi erkeklerinden birisi! Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

- Ey Cebrail! Kim bu? diye sordu. Cebrail (A.S.):

- Bu Kardeşin Hz.Musa (A.S.)dır! Selam ver O’na! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. O da, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selamını aldıktan sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize:

- Hoş geldin! Safa geldin! Salih Kardeş! Salih Peygamber! Ümmi Peygamber! dedi ve hayır dua etti. Ben Hz.Musa (A.S.)ı bırakıp geçince, Hz.Musa (A.S.) ağlamaya başladı. O’na:

- Seni ağlatan nedir? denildi. O da:

- Çünkü benden sonra bir genç peygambere bîat olundu. O’nun ümmetinden cennete girecek olanlar; benim ümmetimden cennete gireceklerden daha çoktur beni ağlatan budur, dedi.

Mîrac Gecesi (6)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
27.07.2008
Sonra yedinci kat göğe yükseldiler. Cebrail (A.S.), göğün kapısını çaldı: - Sen kimsin? denildi. Cebrail (A.S.): - Cebrail’im! dedi.- Yanında kimse var mı? diye soruldu. Cebrail (A.S.): - Muhammed (S.A.V.) var! dedi.- O, Mîrac için gönderildi mi? diye soruldu. Cebrail (A.S.): - Gönderildi! dedi. Göğün kapısı açılınca, orada Hz.İbrahim (A.S.) ile karşılaştılar ki, kendisi, sırtını Beyt-i Ma’mur’a dayamış, Beyt-i Ma’mur’un kapısının önündeki bir Kürsü üzerinde oturuyordu. Beyt-i Ma’mur’a hergün yetmişbin Melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdi! Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Cebrail (A.S.)a bunun ne olduğunu sordu. Cebrail (A.S.): - Bu, Beyt-i Ma’mur’dur! dedi. Ebu Hüreyre (R.A.)den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Beyt-i Ma’mur’a her gün yetmiş bin melâikenin girdiğini görmüştür.5 Beyt-i Ma’mur, hadis-i şeriflerde rivayet olduğu üzere, yedinci semada, Arş-ı Rahman’ın hizasında ve Kâbe-i Muazzama’nın üst hizasında yer alan beyttir. O’nun gökteki hürmeti, Ka’be’nin yeryüzündeki hürmeti gibidir. Ka’be yeryüzü ahalisinin metafı yani tavaf ettiği mekan olduğu gibi, Beyt-i Ma’mur da sema ehlinin, melâikenin tavaf ettiği mükerrem bir yerdir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz mirac esnasında burasını görmüştür. Cebrail (A.S.): Bunun içinde hergün yetmiş bin melâike namaz kılar ve bir kere çıkan bir daha dönmez, açıklamasında bulunmuştur. Bu Beyt-i Şerif’in bir ismi de Durâh’tır. Hz. Ali (R.A.)den gelen bir rivayete göre, her semâda, Kâ’be-i Muazzama’nın hizasında bir Beyt-i Mâmur mevcuttur. Yine rivayet edilmiştir ki, Beyt-i Ma’mur Kâ’be’nin tam üst karşısındadır. Öyle ki Beyt-i Mâmur’dan bir taş bırakılacak olsa Kâbe’ nin üzerine düşecektir.

Cebrail (A.S.), Hz.İbrahim (A.S.) için de: - Selam ver Ona! dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz selam verdi. O da, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin selamını aldıktan sonra, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize: - Hoş geldin! Safa geldin! Salih Oğlum! Salih Peygamber! dedi Kendisi çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zat idi. O’na soyundan gelen çocuklarından, simaca, en çok benzeyeni de Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz idi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Cebrail (A.S.)a: - Ey Cebrail! Kim bu diye sordu. Cebrail (A.S.) da: - Bu, Atan Hz.İbrahim (A.S.)dır! dedi. Hz.İbrahim (A.S.), Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize: - Ümmetine benden selam söyle! Onlara emret! Haber ver de, Cennet’e fidan dikmeyi çoğaltsınlar! Çünkü, Cennet’in toprağı güzel, suyu tatlı, arzı da geniş ve düzlüktür, dedi. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: - Cennet’e dikilecek fidan nedir? diye sordu. Hz.İbrahim (A.S.):

- Cennet’e dikilecek fidan: “Sübhanellahi velhamdulillahi vela ilahe illALLAHu vellahu ekber La havle vela kuvvete illa billah”dır, dedi. Cebrail (A.S.), Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve ALLAH Teâlâ’dan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti. Sidretülmünteha’ya kadar götürdü yükseltti.

- Bu, Sidretülmünteha’dır! dedi.

Ben burada dört nehirle karşılaştım. İki nehir batın iki nehir de zahir. Ben:

- Ya Cebrail! Bunlar nedir? dedim. Cebrail (A.S.):

- Batınî olan iki nehre gelince bunlar cennette iki nehirdir. Zahirî olan nehirler ise Nil ve Fırat nehirleridir, dedi. Sidretülmüntehâ: Kökü altıncı kat gökte, gövdesi ve dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesi ile bütün gökleri ve Cennet’i gölgeleyen yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar bir ağaçtı ki, onu yüce ALLAH’ın Celâl ve Azamet Nûr’unun tecellîsi kapladıkça kaplamış, öyle renklere bürümüş, yâkut veya zümrüt veya benzeri cevherlere çevirmiş, o kadar güzelleştirmişti ki, ALLAH Teâlâ’nın yarattıklarından hiçbiri O’nun güzelliğini tavsif edemezdi. Bütün Peygamberlerin ve Meleklerin işleri ona varır, dayanır. Yaratıkların ilmi onda nihâyet bulur. O’nun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz. Yeryüzünden semâya çıkan, onda nihâyet bulur. Alınacağı zaman da ondan alınır. O’nun yukarısından inen şeyler de onda nihâyet bulur. Alınacağı zaman da ondan alınır.Cebrâil (A.S.), Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi yukarı götüre götüre, nihâyet kazâ ve kaderi yazan kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Cennetten yemyeşil bir Refref (ipek döşek, sergi)nin birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz O’nun üzerine oturdu. Cebrâil (A.S.) Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizden ayrıldı ve: - Bizim her birimizin belirli bir makâmı var. Benim de son durağım burasıdır, buradan ileri geçsem yanarım, fakat sana gelince, sen ALLAH Teâlâ’nın dâvetlisisin. Yürü! Kim meydan senindir, bu gece. Sohbet-i Sultân senindir bu gece. Alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygambersin. Sen gidersin, dedi. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz hicapları aştı ve ALLAH Teâlâ’nın dilediği yakınlığa yükseldi. Şüphesiz bu yakınlık; mesafe, mekân ve cihet yakınlığı değildir. Zirâ ALLAH Teâlâ mekân, mesafe ve cihetten münezzehtir. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz Cebrâil (A.S.)dan ayrılış anını şöyle anlatır: Cebrail de geride kalıp ses ve sada kesilince, beni bir korku ve heybet bürüdü, bu dehşet içinde iken Rabbimin şu hitâbını duydum:

- Yâ Muhammed! Müsterih ol! Ben seninle beraberim! Yaklaş, Habîbim yaklaş! Kâinâtı senin şerefine yarattım!

 

 

 

 

Etiketler:

üç aylar edebiyat islam mübarek ramazan recep şaban regaib mirac beraat kadir gecesi ihya

milli gazete milli görüş mehmet talu köşe yazısı buharkent halilakpinar şuurlu nesil şuurlu öğretmenler derneği eğitim gönüllüleri eğitimbirsen